Menu

  • collapseDeutsch (439)
  • collapseEnglish (63)
  • expandEspañol (65)
  • expandFrançais (75)
  • expandItaliano (33)
  • expandNederlands (28)
  • expandOther Languages (8)
  • collapseTürkçe (60)
  • expandРусский (20)

"Neoliberailzm" parolası burjuva devlet aygıtının güçlendirilmesini ve faşizmin kesinleştirilmesini maskelemektedir!

tr-bul-2007-02

"Neoliberailzm" parolası burjuva devlet aygıtının güçlendirilmesini ve faşizmin kesinleştirilmesini maskelemektedir!

“Neoliberailzm” parolası burjuva devlet aygıtının güçlendirilmesini ve faşizmin kesinleştirilmesini maskelemektedir!
“Neoliberalizm” kavramı safsatası Kimse, bu garip “Neoliberalizm” teriminin kim tarafından yaratıldığını ve kendini sol olarak algılayan hareket içinde ne zamandan beri zemin kazandığını tam olarak bilmemektedir. Kimse bununla neyin kast edildiğini tam olarak tanımlayamamakta olmasına rağmen bu terim herkes tarafından kullanılmaktadır bugün. Almanyada bununla ulaşılmak istenen gaye, kabaca söylenecek olursa, öncelikle devlet tarafından garantilenen sosyal hakların kaldırılmasıdır. Buna karşı ise “sosyal devleti koruma” gibi gerici bir slogan savunulmaktadır.
Enternasyonal alanda ise, “Neoliberalizm” aracılığı ile (çoğu kere “Globalizm” sloganıyla bağlantılı olarak), “uluslararası kapitalizmin” güya “ulusal devletlerin” rolünü giderek geri plana ittiği kast edilmektedir.
Kavram münakaşasının arkasında kelimeler üzerindeki oyundan daha fazla şeyler yatmaktadır. Burada söz konusu olan şey, ideolojidir, realitenin yarım yamalak bilgilere dayanarak çarpıtılmasıdır ve son tahlilde çok eski burjuva teorilerinin – yeni terimlerle süslenerek önümüze sürülmesidir. Aşağıda ilk bölümde “Neoliberalizm” üzerine safsatalar, bugünkü Almanya’nın durumu göz önüne alınarak tezler halinde çürütülecektir. Bir sonraki bildiride ise, enternasyonal sorunlar göz önünde tutularak “Neoliberalizm ve Globalizm”e karşı konulacaktır.
Aktüel olarak, Almanyadaki kapitalist sınıfın, işçi sınıfına karşı giderek keskinleşen bir saldırıya geçtiği, emekçi yığınların durumunun adım adım kötüleştiği tartışma götürmez bir gerçektir. Bunun sebepleri, kapitalist sınıf, kendisini “sosyal devlet” reformist lafazanlığından en azından bir ölçüde vazgeçebilecek oranda güçlü görmesidir.
Bu gerçek ancak kapitalist gelişmeye ve sınıf mücadelelerin tarihine bir bütün olarak bakıldığında daha derinlemesine anlaşılabilmektedir.
I.
1. Kapitalizmin başlamasından bu yana, kapitalist sistemin savunucuları, Fransız devrimiyle popülerleşen özgürlük kavramını, kapitalizmin en mükemmel özelliği olarak satmaktan yorulmamaktadırlar. Buna göre, kapitalizm, liberalizm demektir.
Marks ise bunun karşısına şu tezi koydu: Özgürlük ve eşitlik hakkındaki slogan, ikiyüzlülüktür, gerçeklikte bu, sömürünün, ücretli köleliğin gizlenmesine hizmet etmektedir. Kapitalizmin doğuşu, (gelişmesi ve yükselmesi, öncelikle Avrupalı olmayan halklar açısından kanlı baskı cenderesi, aşırı yoksulluk, çocuk işçiliği ve çalışan emekçi sınıfının sefilleşmesi ile karakterize edilebilir, ki Marks buna ursprüngliche akümülasyon, yani kapitalin ilk oluşumu diyordu) liberal olmaktan başka her şeydi, tabi ki eğer bu kavramdan kapitalistlerin sınırsız özgürlüğü anlaşılmıyorsa İşçi sınıfının19.yüzyılın ikinci yarısındaki mücadelesi, ilkin sistemi bir bütün olarak sorgulamasa da sömürünün özellikle bazı aşırı ve keskinleştirici biçimlerini yasal olarak sınırlandırmaya kapitalist devlete dayattı. Bu mücadelenin denek taşları arasında, dayak cezasının yasaklanması, çocuk(…)

Comments are closed.