Menu

  • collapseDeutsch (461)
  • collapseEnglish (63)
  • expandEspañol (65)
  • expandFrançais (75)
  • expandItaliano (33)
  • expandNederlands (28)
  • expandOther Languages (8)
  • collapseTürkçe (60)
  • expandРусский (20)

Türkçe

2002 04

Baskınlar, kötü muamele, suikast ve cinayetler:

tr-bul-2002-04

Baskınlar, kötü muamele, suikast ve cinayetler:

Baskınlar, kötü muamele, suikast ve cinayetler: Nazi Terörü! “Son aylarda Nazi terörü tehdidi altında yaşayan insanların durumu daha da zorlaştı. Naziler en az üç cinayet işledi, sayısız saldın ve baskınlar düzenledi. Diğer yandan, bu Nazi terörünü “fazla önemli saymama ” tavrından doğan tehlike de giderek büyüdü. Bunun nedeni sadece Nazi terörüne karşı her türlü direnişi daha baştan boğmayı amaçlayan burjuva medyasının yanlış bilgi vermesi ve manipülasyonlarından ibaret değildir. Alman emperyalizminin Nazi karşıtı faaliyette bulunanlara yönelttiği baskılarla ve polisin Naziler’i koruma altma almış olmasıyla da sınırlı kalmamaktadır. Biraz da bizim kendimizle ilişkili bir sorun var ortada: Her günkü Nazi terörüne ve her günkü Nazi propagandasına alışmaktan, Naziler ‘e karşı ayrı ayrı verilen mücadelelerin yeterince bağlantı içinde olmamasından ve savaşa yeterince hazır bulunmamaktan oluşan zehir yavaş yavaş birikip üzerimizdeki etkisini artırıyor.” • Marinus Schoberl’in Naziler tarafından öldürülmesi Bildiride Marinus Schoberl’in Brandenburg’daki Potzlow’da bölge halkının tanıdığı vc zaten işledikleri Nazi suçları nedeniyle hüküm giymiş Naziler tarafından öldürülme olayı ayrıntılı şekilde aktarılmıştır. Politikacıların ve medyanın Potzlow’da “gelişmiş bir sağ hareket olmadığı”nı söyleyerek uyguladığı sorunu örtbas etme taktiği de eleştirilip teşhir edilmektedir. Bildin bu durumda görevin ne olduğunu belirterek sona eriyor: “Şu açıktır: Giderek sertleşmiş bulunan Nazi terörüne karşı daha çok ve daha iyi bir bilinçlendirme faaliyeti yürütmeli, daha çok ve daha iyi savaşmalıyız. Naziler ve nazizme karşı demokrasi kavgasında, ancak militanca bir savunmayla, Naziler ve Nazi ideolojisi karşısında saldırıya yönelik bir mücadeleyle başarıya ulaşabiliriz.” BÜdiride ayrıca “Nazi terörünün son haftalardaki en çarpıcı örnekleri” başlıklı bir kutuda ve “Naziler tarafından öldürüldü” ibaresini taşıyan bir ilana yer verilmiştir. Aralık 2002/Ocak . . . → Read More: Baskınlar, kötü muamele, suikast ve cinayetler:

2002 03

Sendikal harekete bağımlı grev hareketinin ikilemi:

tr-bul-2002-03

Sendikal harekete bağımlı grev hareketinin ikilemi:

Sendikal harekete bağımlı grev hareketinin ikilemi: Haziran 2002′deki inşaat işçileri grevi “17.6.2002 ¿le 26.6.2002 arasında tüm Almanya’ya yayılmış yaklaşık 2800 inşaatta çalışmakta olan 32.000 dolayında inşaat işçisi 1945 ‘ten beri ilk kez, daha iyi çalışma koşullan ve ücret artışı amacıyla grev yaptı. Pek çok işçi için onyıllardan beri ilk mücadele deneyimi olarak bu grev büyük bir önem taşımakla birlikte, aynı zamanda DGB yönetimi ve DGB bürokrasisinin kontrolü altındaki mücadelelerin ikilemim de ortaya koymaktadır. Birincisi, yetersiz taleplerle (tarifeli ücretle çalışan tüm işçiler için yüzde 4,5) başlatılan grev, taleplerin henüz yarısı “elde edilmiş” durumdayken boğulup durduruldu ve üstelik bu sanki büyük bir başarıymış gibi gösterildi. Böylece, en mücadeleci meslektaşlarımızın bile moral bozukluğu ve teslimiyetçiliğe sürüklenmesi için gereken yapılmış oldu. İkincisi, özellikle bu grev, sendika yönetiminin devletçi-şovenist politikaları yüzünden işçi kitlelerinin Alman emperyalizmine olan gerici bağlarının nasıl güçlenip sağlamlaş tığını da göstermiştir. Çünkü bunlar tüm işçiler için “eşit işe eşit ücret” fikrini ancak yüzeysel olarak kabul etmektedir. Aslında şovenist politikaları tam da bu ülkede gayriresmi olarak yaşayıp çalışan ve en çok sömürülen, en çok haksızlığa uğrayan işçilere karşı yürütülmektedir. ” Broşürde önce grev süreci anlatılmakta ve grev kırıcı olarak çalıştırılmaya razı olmayan diğer ülke işçilerinin dayanışması vurgulanmaktadır. Kendi sınıf gücümüze güvenelim, mücadeleyi kendimiz sürdürelim! IG-BAU yönetiminin cılız pazarlık sonucunu “büyük başarı” diye satarak grevi durdurmasından sonra, bu grevden çıkarılacak bir başka ders de işte budur. IG-BAU yönetiminin şovenist politikası işçiler arasındaki rekabeti işte böyle körüklüyor! Herkes için % 4,5 ücret artışı talebi inşaat sektörü işçileri arasındaki bölünmeyi iyice artırmaktadır. ‘”Eşit işe eşit ücret’ talebine gerçekten geçerlilik kazandırmak . . . → Read More: Sendikal harekete bağımlı grev hareketinin ikilemi:

2002 02

Dünyanın emperyalist efendileri her şeyi KONTROL EDEMİYOR!

Dünyanın sömürülen ve ezilen halklarının haklı mücadeleleri durdurulamaz!

Dünyanın emperyalist efendileri her şeyi KONTROL EDEMİYOR!

Dünyanın emperyalist efendileri her şeyi KONTROL EDEMİYOR! Dünyanın sömürülen ve ezilen halklarının haklı mücadeleleri durdurulamaz! “Burjuva basına bakılacak olursa, her şey emperyalist iktidar sahiplerinin denetimi altında ve her türlü direniş sonuçsuz kalmaya mahkûm. Bu yalanı inandırıcı gösterebilmek için emperyalizme karşı verilen tüm gerçek mücadeleleri ulus-lararası düzeyde örtbas etmeye çalışıyor, Güney Kore’deki, Nepal’daki vb. önemli mücadele ve hareket Ieri sayfa kenar larına iteliyor, niteliğini çarpıtıyor ya da başka yollar deniyorlar. Irkçılığa karşı protesto eylemleri, antinazi mücadeleler ve özellikle Alman işyerlerindeki protesto eylemleri çoğu kez suskunlukla geçiş-tiriliyor. ” Bildiride daha sonra önemli iki mücadele hareketi örnek olarak sunulmaktadır: Keskin bir mücadele veren Güney Koreli işçilerden öğrenelim ve onların kavgasını tanıtalım ve destekleyelim! Yıllardan beri gerçekten mücadeleci ve kısmen de militan bir nitelikle sürmekte olan Koreli işçilerin özellikle öne çıkan dört eylemi kısaca tanıtılıyor: Gerici devlet aygıtının coplu polis saldırılan, tutuklamalar ve koğuşturma uyguladığı büyük baskılara rağmen Koreli işçiler, bir Yıllardan beri gerçekten mücadeleci ve kısmen de militan bir nitelikle sürmekte olan Koreli işçilerin özellikle Öne çıkan dört eylemi kısaca tanıtılıyor: Gerici devlet aygıtının, polisin vahşi coplama eylemi, tutuklama ve koğuş-turma gibi kapsamlı baskılarına rağmen, Koreli işçiler kısmen öğrencilerin ve köylülerin de desteğiyle, grevler yapmakta ve fabrikaları işgal etmektedir. Nepal’da feodal tutuculuğa ve emperyalist köleleştirmeye karşı yürütülen silahlı özgürlük hareketini destekleyelim! Nepal’da 1996′dan beri silahlı bir özgürlük savaşı sürüyor. “Silahlı mücadelenin temeli, büyük bölümü son derece yoksul, topraksız ya da sözü edilemeyecek kadar küçük toprak sahibi köylü kitlelerinin yaşadığı … geniş, ulaşılmaz ve dağlık kırsal alanlardır. … Burjuva medyası bile arada sırada Nepal’daki 75 ilin üçte birinden . . . → Read More: Dünyanın emperyalist efendileri her şeyi KONTROL EDEMİYOR!

2002 01

Ezilen ve sömürülenlerin Arjantin'de süren mücadeleleri dünyanın ilerici güçlerine gösteriyor ki:

Ocak 2002'de "Gegen die Strömung" aşağıdaki bildiriyi yayımladı:

Ezilen ve sömürülenlerin Arjantin'de süren mücadeleleri dünyanın ilerici güçlerine gösteriyor ki:

Ezilen ve sömürülenlerin Arjantin’de süren mücadeleleri dünyanın ilerici güçlerine gösteriyor ki: Ocak 2002′de “Gegen die Strömung” aşağıdaki bildiriyi yayımladı: Bu günkü durum, kalıcı değildir! Arjantin’deki ezilen ve sömürülenlerin mücadeleleri Aralık ortalarında yeniden şiddetini arttırarak alevlenmeye başladı. Başlangıçta hayat şartlarının gittikçe kötüleşmesine karşı yürütülen militanca ekonomik mücadeleler, gösteriler ve öncelikle Buenos Aires varoşlarında kitlesel ihtiyaç maddeleri temin eylemleri bütün ülkeye yayıldı ve büyük gösterilere, grevlere ve militan sokak çatışmalarına, ciddi bir ayaklanmaya dönüştü. Çalışan geniş kitlelerin gittikçe artan sefaleti karşısında kendiliğinden başlayan çatışmalar, gittikçe yalnızca devam eden fakirleşmeye, ve belirli bir hükümete karşı değil, gerici Arjantin devletinin emperyalist hükümranlarına karşı da, emperyalist fınans kapital ve Arjantin’in egemen sınıflarına karşı da yöneldi. Arjantin ‘deki sömüren sınıfların, çalışan ve sömürülen kitlenin memnuniyetsizliğini terörle, parlamento içi manevralarla, yada kendi temsilcilerinin .antiemperyalistçe imiş gibi gözüken boş laflarıyla uzun dönemde ortadan kaldırmaları mümkün olmayacaktır. Arjantin’deki çatışmalar gösteriyor ki: Bu günkü durum, kalıcı değildir! Emperyalist sistem içinde ezilen ve sömürülenler için bir çözüm yoktur!” Bildiri önce çatışmaların seyrini detaylı bir biçimde anlatıyor. “Arjantin hakkında temel veriler ve olgular” başlığıyla, Arjantin ekonomisi ve tarihi hakkındaki temel bilgileri ihtiva eden özel bir bölümün yanında, Alman emper yalizminin Arjantin’deki tarihi ve güncel rolüne ayrıntılı bir biçimde değiniyor. Başlangıç olarak: “Emperyalist finans kapitale karşı olan güncel çatışmalar, öncelikle şu anda egemen olan Amerikan emperyalizmine yöneldi ise de, zamanla Arjantin ‘deki devrimci güçler Alman emperyalizmini de hedefleri içine alacaklardır. Tarihin de gösterdiği gibi Alman emperyalizmi Arjantin’in sömürülen işçilerinin amansız düşmanıdır. ” Almanya’daki Nazi faşist diktatörlüğü döneminde Arjantin Almanya’ya üç açıdan imkan sundu: Öncelikle uzun süreli Almanlık . . . → Read More: Ezilen ve sömürülenlerin Arjantin'de süren mücadeleleri dünyanın ilerici güçlerine gösteriyor ki:

2001 04

I Ekim/Kasım bildirisi tam 16 tez ileri sürerek Alman emperyalizminin Afganistan'a karşı sürdürdüğü savaş | ¡politikasiyla hesaplaşmaktadır. Bu tezlerin özetlenmesi kı

"Gegen die Strömung"un Ekim/Kasım bildirisi şu başlığı taşıyordu:

I Ekim/Kasım bildirisi tam 16 tez ileri sürerek Alman emperyalizminin Afganistan'a karşı sürdürdüğü savaş | ¡politikasiyla hesaplaşmaktadır. Bu tezlerin özetlenmesi kı

I Ekim/Kasım bildirisi tam 16 tez ileri sürerek Alman emperyalizminin Afganistan’a karşı sürdürdüğü savaş | ¡politikasiyla hesaplaşmaktadır. Bu tezlerin özetlenmesi kısaltma nedeniyle içerikte çarpıtmaya yol açabileceğinden,; İtezler olduğu gibi aktarılmıştır. “Gegen die Strömung”un Ekim/Kasım bildirisi şu başlığı taşıyordu: ABD ve İngiltere’nin Afganistan’ı bombalanması ve Alman Federal Meclisi’nin Afganistan ve çevresinde savaşa karışma kararı alması karşısında: Alman emperyalizminin savaş politikasına karşı mücadele edelim! “Askeri propaganda davulları haftalar boyunca Çalındıktan sonra Alman emperyalistleri Federal Ordu’nun uluslararası savaş faaliyetlerine katılmasını resmen karara bağladı ve uygulamayı başlattı. Alman Savaş Bakanı’na ‘NATO ülkelerine ait alanın’ çok ötesine geçerek Asya’nın çeşitli bölgelerinden Arap Yarımadası’na ve Kuzeydoğu Afrika’ya kadar (bu bölgelerin kıyılarındaki deniz alanları da dahil olmak üzere) dünyanın pek çok yerinde binlerce Alman askeriyle savaş yürütme ‘yetkisi tanındı1. 1945′ten beri benzeri görülmemiş bir uygulamadır bu. Ama aynı zamanda Alman emperyalizmi, militarizmi ve intikamcılığmm üçüncü bir atılımla dünya çapındaki hedefine ulaşabilmek için onyıllardır izlediği yolda atılmış yeni bir adımdır. Bİzim bu konudaki tavrımız ise apaçıktır: Her ne kadar emperyalist saldırganlık şimdilik hâlâ ağırlıkla ABD emperyalizmi ve İngiliz emperyalizmi tarafından yürütülüyor olsa da, Almanya’daki bir komünist güç olarak görevimiz her şeyden önce ‘kendi devletimizin’ emperyalizmine, yani Alman emperyalizmine karşı mücadele etmektir. ” Federal Ordu’nun savaşa katılması Afganistan’a yöneltilmiş barbarca bir askeri saldın olduğu gibi, aynı zamanda da Afganistan’a karşı savaşa muhalefet eden güçleri yalıtmak, dağıtmak, sasıtmak ve köşeye sıkıştırmak için girişilmiş politik ve psikolojik bir saldırıdır. Bu baskıya eninde sonunda boyun eğmemek, emperyalist savaş politikası ve savaş kışkırtıcılığına karşı mücadeleyi olanca gücüyle geliştirebilmek istiyorsak, ideolojik ve politik açıklık sağlamak için uğraş vermek . . . → Read More: I Ekim/Kasım bildirisi tam 16 tez ileri sürerek Alman emperyalizminin Afganistan'a karşı sürdürdüğü savaş | ¡politikasiyla hesaplaşmaktadır. Bu tezlerin özetlenmesi kı

2001 03

Almanya'da sınıf analizine bir katkı Kırda Devrimci Perspektif Ne Olmalı?

Başlangıç olarak bildiride şu görüşler yer aldı:

Almanya'da sınıf analizine bir katkı Kırda Devrimci Perspektif Ne Olmalı?

Almanya’da sınıf analizine bir katkı Kırda Devrimci Perspektif Ne Olmalı? Başlangıç olarak bildiride şu görüşler yer aldı: “… Almanya gibi emperyalist bir ülkedeki komünist güçler; sosyalizmin ve daha sonra komünizmin inşasının, burjuvazi devrilmeden, burjuva devleti iç savaşla yıkılmadan, bütün gerici güçlerin üstünde proletarya dikta törlüğünün hakimiyeti sağlanmadan; kırda belirli katmanlar en azından tarafsız hale gelmeden, kırda sömürülen işçilerin bir kısmının sempatisi ve hatta desteği kazanıl maksızın, mümkün olmadığını; bütün bunlar sağlanmadan iç savaşın kazanılamayacağını, proletarya diktatörlüğünün kurulamayacağını bilmelidirler. Kırda dostla düşmanı ayırt edebilmek için, buradaki çalışma ve yaşam biçimlerini ve sınıf ilişkilerini iyi tanımak gerekir… ” l Sosyalist devrimin zaferini hazırlamak için, kırdaki durumu ve yüklediği görevleri açıklığa kavuşturmak gerekir. Buna ilişkin beş neden şöyle sıralanabilir: “İlk olarak: Bütün sömürgeci ilişkilerden ra dikal bir kopuşu hedefleyen ve Alman empery alizminin proleter devrimle yikilmasi için savaşmak isteyen herkes, bu kopuşun dünyada ve buradaki yaşam şartlarında ne gibi etkilerinin olacagi sorusuyla ilgilenmelidir. İkinci olarak: Kırda çalışanların durumundaki karmaşıklık, kent ve kır arasındaki çelişki ile de yakından ilgilidir … Üçüncü olarak: … Komünist parti kırsal kesimde çalışan ve sömürülen kitleleri emper yalist burjuvazi ve gericiliğin kontrolüne asla bırakmamalıdır. Dördüncü olarak: Kapitalist toplumun burju vazi ve proletarya diye sınıflara bölünüyor olması geniş ölçüde kabul görse bile, prole taryanın bir kısmının toprağa bağımlı oluşu ve kırdaki proletaryanın tarım proletaryası tarafından temsil edileceği çoğu kez göz ardı edilir. Beşinci olarak: Tarımdaki çalışan ve sömü rülen kitleler önemle ele alınması gereken konulardan biridir… Özellikle iç savaş dönemlerinde -ama kapitalizmin üretim ve paylaşım mekanizmalarının bunalımlı çöküş dönemlerinde de; örneğin Birinci ve ikinci . . . → Read More: Almanya'da sınıf analizine bir katkı Kırda Devrimci Perspektif Ne Olmalı?

2001 02

Komünist çalışmayı uzun vadeli olarak geliştirelim "150 yıldan uzun bir süredir gündemde olan bir soru, kapitalizmin, sömürünün, fabrika ve üretim araçları üzerindeki

tr-bul-2001-02

Komünist çalışmayı uzun vadeli olarak geliştirelim "150 yıldan uzun bir süredir gündemde olan bir soru, kapitalizmin, sömürünün, fabrika ve üretim araçları üzerindeki

Komünist çalışmayı uzun vadeli olarak geliştirelim “150 yıldan uzun bir süredir gündemde olan bir soru, kapitalizmin, sömürünün, fabrika ve üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin alternatifi olup olmadığı sorusu, işçi sınıfının mücadele günü olan I Mayıs’ta daha da güçlenerek karşımıza çıkıyor. Komünizm hedefi bugün birçokları tarafından ‘ütopya’ sayılarak alaya alınmakta. Çoğunluğu oluşturan ve insanın insan tarafından sömürülmesini ortadan kaldırmak için harekete geçen işçilerin burjuvaziyi ve tüm gericileri alaşağı edecek diktatörlüğü sayesinde sermayeye karşı zafer kazanma olasılığı, ‘kuruntu’ sayılıp bir kenara atılıyor. Bu hedeflere bağlı kalmanın sadece kapitalist sistem tarafından işlenen suçları saptayıp teşhir etmek, sadece sosyalizm ve komünizmin bakış açısını olabildiğince gerçekçi bir tarzda sunmak demek olmadığını, aynı zamanda işyerlerinde sağlam bir çoğunluğu sosyal ist devri min hazı ri an mas ı ve gerçekleştirilmesi kavgasına kazanmak için sert, uzun vadeli ve sistematik bir mücadele yürütmek anlamına geldiği, bugünkü komünist güçler tarafından açıkça bilinmektedir. Ote yandan, işçi sınıfının çoğunluğunu kazanma mücadelesi de, komünist işyeri hücrelerini oluşturmak için gerekli mücadeleyi sistematik ve planlı bir şekilde başlatıp devam ettirmek demektir. “Almanya ‘nın kapitalist-emperyalist sisteminde yer alan büyük işletmeler üzerine ” başlıklı bölümde yer verilen olgulardan bazıları şunlardır: Şehir proletaryayı oluşturan yaklaşık 5 milyon işçiden 2 milyon kadarı 1.000′den fazla işçi çalıştıran sanayi kuruluşlarında çalışmaktadır; Büyük Britanya’da 10.000′den fazla emekçi istihdam eden işletmelerdeki işçi sayısı ise 1 milyon dolayındadır. Ancak, işletmelerin durumunu gerçekçi bir şekilde kavramak ve öncelikle hangi işletmelerde komünist işyeri faaliyetinin yürütülmesi, proletaryanın en ileri güçlerinin komünist partisine kazanılması ve komünist işyeri hücrelerinin kurulmasına çalışmak gerektiğini belirleyebilmek için, proletaryanın sayısal dağılımının yanısıra, komünist güçlerin dikkate alacağı başka . . . → Read More: Komünist çalışmayı uzun vadeli olarak geliştirelim "150 yıldan uzun bir süredir gündemde olan bir soru, kapitalizmin, sömürünün, fabrika ve üretim araçları üzerindeki

2001 01

Devlet terörüne karşı duralım!

Nazilere karşı mücadelede tek bir geri adım dahi atmadan, devletin sınırdışı etme terörüne ve faşistleştirme girişimine karşı mücadeleyi güçlendirelim!

Devlet terörüne karşı duralım!

Devlet terörüne karşı duralım! Nazilere karşı mücadelede tek bir geri adım dahi atmadan, devletin sınırdışı etme terörüne ve faşistleştirme girişimine karşı mücadeleyi güçlendirelim! “Anti-Nazi mücadelede hep yüz yüze gelinen gerçek şudur: Nazilere karşı verilen her türlü tutarlı mücadele, karşısında derhal bu devlet aygıtım bulur; Nazi karşıtlarının yolunu kesen devlet, onları kıstırır, tutuklar ve faşist Nazilere karşı direnişi yürüten bütün Örgütleri ve ilişkileri yasadışı ilan edecek ölçüde terörize eder… Bugün devlet eliyle yukarıdan faşistlesin-menin, gerici terörün en önemli yanını oluşturduğunu bize söyleten, işte devlet terörünün bu kapsamlı ve sistematik karakteridir. Nazilere karşı mücadele, ancak en başta göçmenleri, dev rimci ve demokratik güçleri hedef alan dev letsel olarak faşistleştirmeye karşı mücadele ile birlikte sürdürülürse başarılı olabilir. Nazilere ve devlet eliyle faşistleştirmeye karşı mücadelenin, Alman emperyalizmine karşı bütünsel bir demokratik mücadele için de nasıl birleştirilebileceğinin tartışılması gerekir. Bunun için sadece Nazilerin ve Alman devletinin işbirliği konusunda net bir düşünceye sahip olmak yetmez; devletsel faşistleştirmenin bugünkü boyutlarını ve daha da genişleme olasılıklarını doğru değer lendirmek gerekir. Kısaca söylersek; düşman larımıza karşı etkin bir mücadele yürüte bilmek için, onları iyi tanımak zorundayız!” ■ Devletin göçmenlere uyguladığı acımasız sınırdışı etme terörü Gitgide yükselen insanlık dışı Nazi terörü özellikle göçmenleri hedef alıyor. Öte yandan ise, Alman devlet aygıtı uyguladığı modern devlet terörüyle, göçmenlere karşı girişimlerin baş aktörü konumundadır; zorunlu vize politikası, sınırda aldığı önlemler, kısa süre için verdiği, kesin olmayan ikamet statüsü, başka ülkelerden gelen insanlara karşı çıkarılan özel yasaları ağırlaştırması, baraka ve kamplarda uygulanan insan onuruna aykırı muamele, şovenistçe kışkırtılan Alman polislerinin ve BGS’lilerin (Sınır Koruma) kötü muameleleri, acımasız sınır . . . → Read More: Devlet terörüne karşı duralım!

2000 04

"Alman Birliği"nin on yılı:

Hoyerswerda'dan Düsseldorf a kadar Nazi terörü "Alman emperyalistleri 'Alman ulusunun yeniden birleşmesi' sloganı altında, son yıllarda eşi görülmedik bir milliyetçi-şoven pogrom ortamının oluşmasına çanak tuttular.

"Alman Birliği"nin on yılı:

“Alman Birliği”nin on yılı: Hoyerswerda’dan Düsseldorf a kadar Nazi terörü “Alman emperyalistleri ‘Alman ulusunun yeniden birleşmesi’ sloganı altında, son yıllarda eşi görülmedik bir milliyetçi-şoven pogrom ortamının oluşmasına çanak tuttular. Hoyerswerda ve Rostock’ta, Mölln ve Solingen ‘de, Magdeburg, Lübeck ve Düsseldorf ta bu ortam had safhaya vardı. Şoven ve ırkçı kışkırtma, Nazilerce ‘Alman olmayan ‘ diye nitelenen insanların uğradığı saldırılar ve cinayetler, o zamandan beri son derece yoğunlaştı ve artık gündelik hale geldi. Bu noktada Nazi hareketinin atılımını, Alman emperyalizminin devletinin ve politikacılarının izlediği politika ve propagandayla yakın ilişkisi içinde, bütünsel olarak değerlendirmek tayin edici bir önem taşımaktadır. Alman emperyalizmi Almanya birliği’nin on yılından sonra, emperyalist büyük güç olarak rolünü, Özellikle Jugoslavya karşısındaki emperyalist saldırganlığıyla askeri açıdan da yeniden sergilemiştir. Alman emperyalistleri, Demokratik Alman Cumhuriyetini ilhak ederken de, sözde ‘solcu-ilerici ‘ çevrelere dek uzanan bir milliyetçilik ve şovenizm potansiyelini ne kadar kısa bir zaman içinde harekete geçirebileceklerini göstermişlerdi. Devletin sınırdışı etme terörü, Nazi terörü, Nazilerin polis ve adliye tarafından korunması, politikacıların ve medyanın göçmenlere, Romanlara vb. karşı kışkırtmaları arasındaki bağlantıları açığa çıkarmak önemlidir. Böylece, Almanya ‘daki bu kahrolası durumun yerleşmesine karşı, Nazi terörünün ve devlet baskısının bütün kurbanlarıyla sarsılmaz bir dayanışma içinde -arka planda Alman emperyalizminin saldırganlığı artarken- verilen mücadele, sadece bu durumun sonuçlarına karşı değil, uzun vadede özellikle Alman emperyalizminin, militarizminin ve misilleme politikasının sosyalist devrimle zora dayalı olarak yok edilmesine yönelir. ” Bildiri, 1990 yılından bu yana Nazi teröründe görülen yükselişi “Hoyerswerda’dan Dusseldorf’a Nazi terörünün yedi aşaması” adlı bölümde ayrıntılarıyla aktarmaktadır: 7. Hoyerswerda’da pogrom: Vietmanlı ve Mozambikli işçilere karşı (Eylül 1991) 2. Mannheim-Schönau’da . . . → Read More: "Alman Birliği"nin on yılı:

2000 03

Bilimsel komünizmin temel tezlerinden birinin çarpıtılmasına karşı; "İşçilerin Vatanı Yoktur!" "Alman şovenizmi, milliyetçi ' yeniden birleşme şamatası' çıkalı beri, i

tr-bul-2000-03

Bilimsel komünizmin temel tezlerinden birinin çarpıtılmasına karşı; "İşçilerin Vatanı Yoktur!" "Alman şovenizmi, milliyetçi ' yeniden birleşme şamatası' çıkalı beri, i

Bilimsel komünizmin temel tezlerinden birinin çarpıtılmasına karşı; “İşçilerin Vatanı Yoktur!” “Alman şovenizmi, milliyetçi ‘ yeniden birleşme şamatası’ çıkalı beri, işçileri ve çalışan nurusun diğer kesimlerini, ABD emperyalizmi ve diğer büyük güçlerle yoğun bir rekabet içindeki emperyalist burjuvaziye daha sıkı kenetlemek üzere, içe ve dışa karşı giderek zorlamaya başladı. Bilimsel komünizmin tarihsel doğum belgesi olan ‘Komünist Parti Manifestosu’, ‘Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!’ sloganıyla her türden milliyetçiliğe karşı savaş ilan etmişti. Bu husus şu anda Almanya ‘da, bizler açısından son derece önemlidir. Marx ve Engels, burjuvazinin proletaryayı devrimden alıkoymak için girişeceği önemli manevralardan birisinin ‘anavatan’ ve ‘yurtseverlik’ adına çağrı yapmak olduğunu biliyorlardı. Konuyu şöyle formüle ettiler: ‘Komünistler anavatanı, milliyeti ortadan kaldırmayı istemekle itham edilirler’. Marx ve Engels’in bu burjuva demogojik suçlamaya 1848′de verdiği yanıt, o zamandan buyana, dünya komünist hareketinin tarihi boyunca hep tartışma konusu oldu; oportünistleri ve milliyetçileri çileden çıkarmaya yetti. ” “…..Zaten sahip olmadıkları bir şey ellerinden alınamaz.” Marx ve Engels’in cevabıyla her şeyden önce, burjuvazinin “vatan sevgisi” için çağrı yaparken maskelediği can alıcı husus bilince çıkmaktadır: Devletin, ekonominin iktidarı kimin elindedir? Vatan kime aittir? Marx ve Engels bu saptamanın da ötesine geçti: “.çünkü komünist güçlerin hedefi, emperyalist burjuvazinin iktidarım dünyanın her tarafında kırmak ve uluslararası proletaryanın öncülüğünde, sömürü ve baskının, devletlerin, milletlerin ve milliyetlerin olmadığı dünya komünizmini kurmaktır..’.’ “…bu mücadelenin doğrudan cereyan ettiği sahne olarak ülkenin kendisi” ‘Proletaryanın burjuvaziye karşı mücadelesi, içerik açısından değilse de, biçim açısından başlangıçta milli niteliktedir. Her ülkenin proletaryası doğal olarak önce kendi burjuvazisinin hakkından gelmelidir. ” (Marx/ Engels, ‘Komünist Parti Manifestosu “, 1848, Toplu Eserler 4. Cilt, s. . . . → Read More: Bilimsel komünizmin temel tezlerinden birinin çarpıtılmasına karşı; "İşçilerin Vatanı Yoktur!" "Alman şovenizmi, milliyetçi ' yeniden birleşme şamatası' çıkalı beri, i

2000 02

Silah ihracatı Alman emperyalizmin temel bir karakteristik özelliğidir:

"Alman silahları ve Alman sermayesi, dünyadaki katliamlara ortak olmaktadır" Bildirinin giriş bölümünde şunlara yer verilmektedir:

Silah ihracatı Alman emperyalizmin temel bir karakteristik özelliğidir:

Silah ihracatı Alman emperyalizmin temel bir karakteristik özelliğidir: “Alman silahları ve Alman sermayesi, dünyadaki katliamlara ortak olmaktadır” Bildirinin giriş bölümünde şunlara yer verilmektedir: “Geçtiğimiz aylarda gündemden düşmeyen, Alman politikacılarının aldıkları rüşvet para larından oluşan bir nevi ‘kara banka hesapları ‘ konusu, emperyalist sistemin büyük bir pisliğim apaçık ortaya sermektedir: Silah İhracatı! Basbayağı legal ve aynı zamanda legal olmayan silah ihracı, Alman emperyalizminin temel bir karakteristik özelliğidir ve Alman emperyalizminin mahkum edilmesi gereken noktalarından biridir. Alman emperyalizminin hizmetince çalışan tüm siyasi partiler, bu tür ihracatları istemekte ve aklamaktadırlar ve onlar böylelikle, manevi anlamda savaş canilerinin ve savaş kışkırtıcılarının düzeyinde durmaktadırlar, tıpkı tüm emperyalist sistemin, savaş caniliği ve savaş kışkırtıcılığı sistemi olduğu gibi. Askeri donanım aracılığıyla güdülen emperyalist savaş hazırlığı ve savaş kışkırtıcılığı, Alman emperyalizmine karşı proleter devrimin zorunluluğunu zorunlu kılan tartışma götürmez gerekçelerden biridir… ” ft Ölüm Almanya9dan gelen ustalık eseridir Eski Yugoslavya, Türkiye, Endenozya, Nigerya, İran ve Irak örneklerine dayanarak bildiri, Politikacılar, Devlet memurları ve Federal Ordu Subayları ile sıkı ilişki içinde on yıllardan beri tüm dünyadaki gerici ve faşist rejimlere silah satan donanım üreticileri ve Alman emperyalizminin savaş kışkırtıcı rolünü detaylı bir şekilde ortaya koymaktadır. ft Alman emperyalizminin silah ihracatı, ezilen halkların kurtuluş hareketlerine karşı mücadele ve emperyalist etki alanlarının genişletilmesi yönündeki mücadele anlamına gelmektedir Silah ihracının beraberinde getirdiği olağan üstü yüksek kar oranının yanı sıra, Alman emperyalizmi bu bağlamda şu hedefleri gütmektedir:

• ” Ezilen halkların kurtuluş mücadelele rine karşı karşı-devrimci rejimleri güç lendirmek, • Kendi etki alanlarını genişletmek ve karşıt emperyalist güçlerin etkisini geri letmek, • Savaşları kışkırtmak ve başlatmak, böylelikle . . . → Read More: Silah ihracatı Alman emperyalizmin temel bir karakteristik özelliğidir:

2000 01

Bildirinin girişinde şunlar söylenmektedir:

tr-bul-2000-01

Bildirinin girişinde şunlar söylenmektedir:

Bildirinin girişinde şunlar söylenmektedir: “Ekvator ‘lu işçiler, köylüler öğrencilerle birlikte, Ekvator’daki rejime karşı, haf talarca süren kitlesel ve cesur, dönem-dö nem militan protestolar, grevler ve direniş eylemleri gerçekleştirdiler. Başşehir Quito’da 21 Ocakta, sıkıyönetim rejimine ve askeri ablukaya rağmen kitleler birkaç saatlığına parlamento binasını ve hükü met sarayını işgal etmeyi başardılar. Geli nen aşamada savaşçılar, kendi aralarında görüşmek için, deneyimleri değerlendir mek için ve güç toplamak için geri çekildi ler. Son haftalarda Ekvator’daki gelişmeler göstermektedir ki, indigen ve afro-ekva torlu nüfusun ulusal baskıya ve kötü mua meleye karşı mücadelesi ile, emperyalist ülkelerin, Ekvator’da özelliklede ABD emperyalizminin baskı ve sömürüsüne karşı gelişen mücadele ile işçi ve köylüle rin emperyalizme bağımlı yerli gericilere karşı toplumsal sınıf savaşımı mücadelesi bütünleşmektedir. Ekvator “daki kitlesel mücadeleler tekrar göstermektedir ki, em peryalistler duruma egemenlikleri sadece görünüştedir ve bu görüntü altında sü rekli patlamalar olmaktadır, zira emper yalist sistem kendi çelişkilerini yalnız başına çözecek durumda değildir. Bu mü cadeleler, dünyadaki sefillerin, artan sö mürü ve baskı karşısında, caniane emperyalist dünya sistemi parçalamnca ya dek muazzam mücadelelere atılacakla rını göstermektedir. 9 Ekvator’daki işçi ve köylülerin mücadelesi, dünyadaki tüm işçi ve köylülere bir müca dele teşkil etmektedir “Militan mücadelelerin ana gelişmeleri’ başlıklı iki sayfalık özel bir bölümde, gelişmeler kronolojik olarak ortaya konmaktadır. Devamla Ekvator’daki egemen sınıfların emperyalist efendileri hakkında bildiride şu tespitler yapılmaktadır: “… Ekvator’daki ‘Üst tabakalar’ sadece büyük toprak ağaları ve komprador bur juvalardan oluşmamaktadır, bilakis onla rın efendileri emperyalistler de bu tabakaya aittir. Şu durumda kuşkusuz ki, emperyalist sömürücü ve baskıcı güç ola rak ABD emperyalistleri ağırlıktadır… El bette ki Alman emperyalizmi . . . → Read More: Bildirinin girişinde şunlar söylenmektedir:

1992 1999

Naziler, uzun zamandan beri "yildirma" politikasını ilan eden CDU/SPD/FDP/ _YEŞİLLER

GDS Ekim 1991'de şu bildiriyi yayınladı:

Naziler, uzun zamandan beri "yildirma" politikasını ilan eden CDU/SPD/FDP/ _YEŞİLLER

Naziler, uzun zamandan beri “yildirma” politikasını ilan eden CDU/SPD/FDP/ _YEŞİLLER GDS Ekim 1991′de şu bildiriyi yayınladı: *in işini yapıyorlar: POGROM!_ B. Almanya’nın değişik kentlerinde (Franknut, Göttingen, Köln, Stuttgart) dağıtılan bildiri, Neonaziler tarafından Aralık 1990′dan beri işlenen cinayetleri (en az 15 kez) ve cinayet teşebbüslerini ve 17.8.1991′den itibaren yapılan pogromvari saldırılan sıralamakla başlamaktadır. Büdirinin giriş bölümünde şöyle denmektedir: “Devlet kurumlan, iletişim organi an ve bütün Bonn politik partüerinin sığınmacılara karşı “yddirma” yoluyla azaltma politikasını propaganda yapmasından sonra, Federal Cumhuriyet *te son haftalarda yüzün üzerinde sığuımacı kampları neonazi çeteler tarafından ateşe verildi” Ancak Hoyerswerda’daki bu tür kapsamlı nazi eylemleri ile terör yeni bir basamağa çıkartılmakla kalınmadı: “Ek kez, beş gün boyunca nüfusun gerici bölümünün onayı üe nazi katil çeteleri tarafından kamuoyu önünde sığınma başvurusunda bulunanların ve diğer ülkelerden gelen işçilerin evlerine saldırılar düzen lendi., bu ancak pogrom kelimesi ile doğru bir şekilde tarif edilebilir.” Büdkinin diğer temel noktalan şunlardır:

* Polis nazilerin yanında! Polisin anti-nazi güçlerin yürüyüşlerini vahşi bir şekilde bastırmakla kalmadı. Aynı zamanda şu olgunun bilinmesi de önemlidir: “…Alman polisi insafsızca çoğu kere Gana, Türkiye, Hindistan vb. gibi ülkelerin faşist gizli polisinin işkence hanelerine doğru sığınmcı ailelerini sınır dışı etme”ktedir.

* Neonazi ve devlet terörüne karşı mücadele! Çünkü her ne kadar, neonazi pogromlan şu anda öne çıksa da, sığınma başvurusunda bulunanlara karşı yönelen terörün esas biçimi daha önce olduğu gibi şimdi de devlet terörüdür… Bunun ötesinde nazi çeteleri hiçte Barı/0lman emperyalizminin devlet cihazından bağımsız olarak davranma maktadırlar: Onlar devlet tarafından müsamaha görmekte, onun tarafından beslenmekte ve desteklenmektedir…Buyüzden mücadele hem nazi çete lerine hem devlet cihazının . . . → Read More: Naziler, uzun zamandan beri "yildirma" politikasını ilan eden CDU/SPD/FDP/ _YEŞİLLER

3. Parti konferansı dolayısıyla "Gegen die Strömung"un yayınladığı Mesaj:

Bilimsel komünizm kılavuzluğunda hareket eden dünyadaki tüm güçlere:

3. Parti konferansı dolayısıyla "Gegen die Strömung"un yayınladığı Mesaj:

3. Parti konferansı dolayısıyla “Gegen die Strömung”un yayınladığı Mesaj: Bilimsel komünizm kılavuzluğunda hareket eden dünyadaki tüm güçlere: “Gegen die Strömung”un 1974′te kuruluşundan 30 yıl sonra, Kasım/0ralık 2004′te 3. parti konferansı gerçekleştirildi. Bu 30 yıl içinde “Gegen die Strömung”un mücadele ve çalışmalarını niteleyen üç özelliğin, üç bariz belirtinin oluşmuş bulunduğunu düşünüyoruz: Birincisi, Marx ve Engels’ten Ekim Devrimi ve Lenin ile Stalin dönemlerine kadarki dünya komünist hareketinin içsel bütünlüğünü modern revizyonistlerin ihanetine karşı yeniden kuvvetle ortaya çıkarmak, Marx ve Engels’in, Lenin ve Stalin’in “danışmanlık vasfını” ideolojik tartışmalarda ön plana yerleştirmek ve geçici bir izolas-yonu göze alarak güncel tartışmalarda da bu gelenek ve sürekliliği temsil etmek için büyük zaman, enerji ve emek harcanarak mücadele edildi, hâlâ da ediliyor. Söz konusu süreklilik çizgisini sağlama almaya yönelik bu gerçekten çok kapsamlı çalışma, “Gegen die Strömung”un yürüttüğü mücadelenin ayırt edici bir belirtisidir ve hiç zayıflatılmadan, tersine daha da güçlendirilerek devam ettirilmesi gerekmektedir. Kesinlikle sadece teorik bir mesele değildir bu; her şeyden önce, dünya tarihindeki komünist mücadelelerle kurulan içsel bağla, bu mücadele yolunu sürdürme kararlılığıyla ve revizyonizm ve oportünizme varmayacak bir “yeni” yol bulunamayacağına dair kesin bir yargıyla ilişki içindedir. İkincisi, komünist ahlak ile fedakârlık arasındaki, Alman emperyalizmine duyulan nefret ile proleter enternasyonalizmi arasındaki içsel bağlantıyı hem kendi saflarımızda hem de dışarıya yönelik olarak ortaya koyma ve savunma iddiasındayız. Böylece üstlendiğimiz görevlerin ne kadar uzun vadeli olduğunu çok iyi biliyor, ama burjuvazinin başarıyla yürüttüğü kandırma ve kışkırtma manevraları karşısında sözde radikal küçük burjuva eğilimlerce sürdürülen, Almanya’da işçilerin tamamıyla burjuvalaştırıldığı ve buna karşı koymanın imkânsız olduğu şeklindeki yakınmacılığa kendimizi kaptırmıyoruz. Tersine, bugünkü . . . → Read More: 3. Parti konferansı dolayısıyla "Gegen die Strömung"un yayınladığı Mesaj:

Page 4 of 41234