Menu

  • collapseDeutsch (461)
  • collapseEnglish (63)
  • expandEspañol (65)
  • expandFrançais (75)
  • expandItaliano (33)
  • expandNederlands (28)
  • expandOther Languages (8)
  • collapseTürkçe (60)
  • expandРусский (20)

Türkçe

2007 04

Rusya'da muzaffer sosyalist ekim devrimin 90. Yıldönümü:

Proletaryanın burjuvaziye karşı muzaffer devrimi!

Rusya'da muzaffer sosyalist ekim devrimin 90. Yıldönümü:

Rusya’da muzaffer sosyalist ekim devrimin 90. Yıldönümü: Proletaryanın burjuvaziye karşı muzaffer devrimi! “Rusya’da 24 Ekim 1917 başlayan ve ‘on gün içinde dünyayı sarsan’ sosyalist ekim devrimi, hiç kuşku yok ki, seneler öncesi hazırlanmıştı. Bu ayaklanma uzun vadeli sosyalist devrimin yolunda bir ilk adımı teşkil etmesine rağmen, Ekim devrimi göstermiş tir ki, 3 milyonluk bir proleterya ve 100 milyona va ran emekçi köylü kitlesi bulunan Rusya gibi bir ül kede, muzaffer bir silahlı ayaklanmanın gerçekten başarılı olabilmişti. Bu yüzden ‘dünyayı sarsan bu on günün arkasında duran somut koşulları ve bu ayaklanmanın programı, stratejisi ve taktikleri ana lize etmek büyük bir öneme sahiptir” 1. Ekim ayaklanmasının hazırlığı I: Bildirinin “1917 Şubat devriminden 1917 Ağustos dönemi” başlıklı bölümünde, ilkin Çarlığın silahlı ayaklanma ile bir bütün olarak olmasa da nasıl kısmen parçalandığı yada etkisiz hale getirildiğini ve emperyalistlerin birinci dünya savaşındaki katliamlarının bunda ne gibi bir rol oynadığını ortaya konulmaktadır. Şubat devrimi, İşçi ve Köylü Sovyetlerini meydana getirdi. Bu kurumda ilkin burjuva Menşevikler ve Sosyaldevrimciler, devrimci Bolşeviklerin karşında çoğunluktaydılar. Aynı esnada karşı devrimci burjuvazi, ünlü “geçici hükümeti” oluşturmuştu. Bu “ikili iktidar” olarak anılan sürecin başlangıcını teşkil ediyordu. Bu dönemde (Nisan 1917′den sonra) Bolşevik Parti, proleter devrime doğru hedef belirlemişti. Bu bağlamda şu ana hedefler ağırlıklıydı: “Burjuvazinin yıkılması, burjuva devlet aygıtının silah zoruyla parçalanması ve Sovyetler tipinde proleterya diktatörlüğünün kurulması, büyük iş letmelerin ve bankaların mülksüzleştirilmesi, tüm ülkede adım-adım sosyalizmin inşası. Ayrıca Şubat devriminde başlatılan burjuva devrimin demok ratik devrimin görevleri (örneğin, toprak ağlarının mülksüzleştirilmesi, toprak mülkiyetinin kamulaş tırılması, ulusal baskının ortadan kaldırılması) ta mamlanmak zorundaydı. Ayrıca emperyalist sa . . . → Read More: Rusya'da muzaffer sosyalist ekim devrimin 90. Yıldönümü:

2007 02

"Neoliberailzm" parolası burjuva devlet aygıtının güçlendirilmesini ve faşizmin kesinleştirilmesini maskelemektedir!

tr-bul-2007-02

"Neoliberailzm" parolası burjuva devlet aygıtının güçlendirilmesini ve faşizmin kesinleştirilmesini maskelemektedir!

“Neoliberailzm” parolası burjuva devlet aygıtının güçlendirilmesini ve faşizmin kesinleştirilmesini maskelemektedir! “Neoliberalizm” kavramı safsatası Kimse, bu garip “Neoliberalizm” teriminin kim tarafından yaratıldığını ve kendini sol olarak algılayan hareket içinde ne zamandan beri zemin kazandığını tam olarak bilmemektedir. Kimse bununla neyin kast edildiğini tam olarak tanımlayamamakta olmasına rağmen bu terim herkes tarafından kullanılmaktadır bugün. Almanyada bununla ulaşılmak istenen gaye, kabaca söylenecek olursa, öncelikle devlet tarafından garantilenen sosyal hakların kaldırılmasıdır. Buna karşı ise “sosyal devleti koruma” gibi gerici bir slogan savunulmaktadır. Enternasyonal alanda ise, “Neoliberalizm” aracılığı ile (çoğu kere “Globalizm” sloganıyla bağlantılı olarak), “uluslararası kapitalizmin” güya “ulusal devletlerin” rolünü giderek geri plana ittiği kast edilmektedir. Kavram münakaşasının arkasında kelimeler üzerindeki oyundan daha fazla şeyler yatmaktadır. Burada söz konusu olan şey, ideolojidir, realitenin yarım yamalak bilgilere dayanarak çarpıtılmasıdır ve son tahlilde çok eski burjuva teorilerinin – yeni terimlerle süslenerek önümüze sürülmesidir. Aşağıda ilk bölümde “Neoliberalizm” üzerine safsatalar, bugünkü Almanya’nın durumu göz önüne alınarak tezler halinde çürütülecektir. Bir sonraki bildiride ise, enternasyonal sorunlar göz önünde tutularak “Neoliberalizm ve Globalizm”e karşı konulacaktır. Aktüel olarak, Almanyadaki kapitalist sınıfın, işçi sınıfına karşı giderek keskinleşen bir saldırıya geçtiği, emekçi yığınların durumunun adım adım kötüleştiği tartışma götürmez bir gerçektir. Bunun sebepleri, kapitalist sınıf, kendisini “sosyal devlet” reformist lafazanlığından en azından bir ölçüde vazgeçebilecek oranda güçlü görmesidir. Bu gerçek ancak kapitalist gelişmeye ve sınıf mücadelelerin tarihine bir bütün olarak bakıldığında daha derinlemesine anlaşılabilmektedir. I. 1. Kapitalizmin başlamasından bu yana, kapitalist sistemin savunucuları, Fransız devrimiyle popülerleşen özgürlük kavramını, kapitalizmin en mükemmel özelliği olarak satmaktan yorulmamaktadırlar. Buna göre, kapitalizm, liberalizm demektir. Marks ise bunun karşısına şu tezi . . . → Read More: "Neoliberailzm" parolası burjuva devlet aygıtının güçlendirilmesini ve faşizmin kesinleştirilmesini maskelemektedir!

2007 01

Gerici 175. Madde ve Nazi faşizmi Eşcinsel tercihte bulunan insanlara karşı her türlü kışkırtma ve farklı muameleye karşı çıkalım Bildirinin giriş bölümünde şunlar tes

tr-bul-2007-01

Gerici 175. Madde ve Nazi faşizmi Eşcinsel tercihte bulunan insanlara karşı her türlü kışkırtma ve farklı muameleye karşı çıkalım Bildirinin giriş bölümünde şunlar tes

Gerici 175. Madde ve Nazi faşizmi Eşcinsel tercihte bulunan insanlara karşı her türlü kışkırtma ve farklı muameleye karşı çıkalım Bildirinin giriş bölümünde şunlar tespit edilmektedir: “Nazi rejimi o denli kapsamlı ve çok caniliklerde bulundular ki, – bilumum burjuva önyargısının da etkisinde kalarak – bu caniliklerden hiçte küçüm senemeyecek bir alanı gözden kaçırma veya kü çümseme tehlikesi reel olarak bulunmaktadır: O da Nazilerin “erkeklik anlayışı” ve Nazilerin ‘homo seksüelliği’ imha etme çabası. Ta Kaiserreich döne minde ardından Cumhuriyet döneminde erkeklerin eşcinselliği cezalandırılmaktaydı. KPD tamda bu 175. ceza maddesinin ortadan kaldırılması üzeri ne kapsamlı bir mücadele yürüttü, fakat Naziler 1933′de zaferi elde edebildiler. Naziler, eşcinsel er keklere yada eşcinsel olarak değerlendirilen yada eşcinsel odluğu ihbar eden insanlara karşı amansız bir kovuşturma yürüttüler, bu 175. ceza maddesine dayanarak soruşturma açma, cezalandırma, ha pise atma ta ki Temerküz Kamplarına gönderme yi daha içermekteydi. Bugün komünizme yönelik hiçbir yoldaş bu gerçeklere gözlerini kapayamaz. Aynı zamanda eşcinsellere karşı Nazilerin uygula dıkları canilikler üzerine bilinçleri açmak bugün de önemli bir görevdir. Bu aynı zamanda, dünya komünist hareketinin ve devrimci KPD’nin pozis yonlarını eleştirici ve özeleştirici bir şekilde bilimsel ve devrimci dayanışmacı bir tarzda ele almak ve konuya açıklık getirmenin de bir önkoşuludur.” Devamla bildiride şu tespitler yapılmaktadır: “Başlangıçta Nazi faşizminin ‘homoseksüellere’ yani eşcinsellere, (Naziler birinci sırada erkek eşcinselleri hedef seçiyorlardı) karşı caniliklerini ortaya koyarken, ilk etapta şu soru karşımıza çıkmaktadır: Nazi faşizminin bu azınlığa karşı uyguladığı baskının özel yönü neydi? Zira şu bir gerçektir ki, hala yürürlükte kalan 175. madde 1945′den sonra… bu azınlığa karşı uygulanan baskı… batı Almanya’da hiç de . . . → Read More: Gerici 175. Madde ve Nazi faşizmi Eşcinsel tercihte bulunan insanlara karşı her türlü kışkırtma ve farklı muameleye karşı çıkalım Bildirinin giriş bölümünde şunlar tes

2006 04

Nürnberg Karından 60 sene sonra: Nürnberg mahkemelisinin tarihsel anlamını savunalım!

"Temel savaş suçlularına karşı mahkeme kararı 30 Eylül ve I Kasım 1946'da Nürnberg'de açıklandı.

Nürnberg Karından 60 sene sonra: Nürnberg mahkemelisinin tarihsel anlamını savunalım!

Nürnberg Karından 60 sene sonra: Nürnberg mahkemelisinin tarihsel anlamını savunalım! “Temel savaş suçlularına karşı mahkeme kararı 30 Eylül ve I Kasım 1946′da Nürnberg’de açıklandı. Göring, Kaltenbrunner, Streicher, Rosenberg, Keitel ve Frank vs. gibi Nazi ve Wehrmacht liderleri ölüme mahkum oldu ve ardından da infaz edildi. Nazi partisinin bir kısım kadro takımı, SS ve SD (Nazi gizli örgütü ve askeri gizli örgütü) ve Gestapo caniyane örgütler olarak mahkum edildi. Alman emperyalistleri daha bugüne değin, Nürnberg mahkemesini ve onun kararlarını resmi olarak kabul etmediler. Tam tersine: Daha 1953 yılında, Nürnberg mahkemesi tarafından idam edilen bir Nazi canisi Jodl’u bir Batı Almanya mahkemesi kamuoyu önünde yeniden rehabilite etti. I945 beri Alman emperyalizminin değişik birimleri tarafından, özelliklede Naziler tarafından Nürnberg mahkemesi adi iftiralarla bombardıman edilmektedir. Bugün bu kirli işte, burjuva basını, Berlinli politikacılar ve Naziler ortak bir işbirliği içindedirler. Bir taraftan, “onlar da savaş canileriydi” yada “esas suçlu olan caniler onlardı” şeklindeki giderek dozajı artırılan parolalarla Nazi caniliklerini göreceli bir düzeye getirmek ve hatta Nazi-Caniliklerini giderek inkar etmeyi amaçlamaktadırlar. Diğer taraftan da demagojik bir şekilde ‘Nürnberg ilkeleri’, UNO bayrağı altındaki kendi emperyalist saldırıları haklı göstermek, özelliklede alman emperyalizminin dünya çapındaki askeri yayılımını haklı çıkartılmak istenmektedir. Tüm bu saldırılara ve yalan-dolanlara karşı görev, Nürnberg mahkemesinin gerçek anlamını savunmak bir görevdir.” Nürnberg Mahkemesinin Nazi-Caniliklerini ortaya çıkartma oynadığı işlev “İkinci dünya savaşının seyri içinde şu korkunç ger çek giderek gün ışığına çıkmıştı: Nazi faşizmi kap samı, sistematikliği ve zalimliği bakımından dün yada bugüne değin eşiz olan bir canilik işlemişti.” Daha 1945/46 da mevcut olan ve realist bir tabloyu çizmek için yeterli . . . → Read More: Nürnberg Karından 60 sene sonra: Nürnberg mahkemelisinin tarihsel anlamını savunalım!

2006 03

Yalancıların "gerçeklik yoktur" şeklindeki felsefesine karşı yönelen Lenin'in "Materyalizm ve empriokritizm" adlı eserinin güncel anlımı üzerine:

tr-bul-2006-03

Yalancıların "gerçeklik yoktur" şeklindeki felsefesine karşı yönelen Lenin'in "Materyalizm ve empriokritizm" adlı eserinin güncel anlımı üzerine:

Yalancıların “gerçeklik yoktur” şeklindeki felsefesine karşı yönelen Lenin’in “Materyalizm ve empriokritizm” adlı eserinin güncel anlımı üzerine: inanmak yerine Bilmek “Lenin’in en zor incelebilen eserlerinden biri ‘Materyalizm ve empriokritizm’ 1909′da ya yınlandı. Yazı bugün kimsenin tanımadığı o dönemdeki bazı Alman ve Rus filozoflarına ve Bolşevik parti içinde ortaya çıkan ‘dinci Mark sistlere’ karşı yönelirken aynı zamanda, koyu çarlık diktatörlüğü altında ortaya çıkan oportü nizme ve revizyonizme karşı özünde bir savaş ilanı içermekteydi. Mesleği bilim adamlığı olan bazı Burjuva ideologları, gerçek bilime kar şı, bilimsel komünizme karşı savaşmak için bir araya gelmişlerdi. Bu çaba neticesiz kalmadı. Kullandıkları temel numara şuydu: Alman-Prus ya devletçiliğinin filozofu Kant’a dayanarak, ‘eleştirici’ olma kisvesi altında, bilimi, bilimsel gerçekleri, objektif gerçeği, objektif yasaları ve böylelikle planlı siyasi mücadeleyi tümden reddetmekti. ” İlkin bildiri, Lenin’in yazısında mahkum ettiği üç gerici spekülasyonla ilgilenmektedir: Birinci spekülasyon: “Her şey tam olarak ispatlanmadığı” için, gerçeği inkar etmek “…Bu strateji örneğin, Auschwitz-Birkenau’da katledilen Yahudilerin sayısı tam olarak olma ması olgusundan yola çıkarak, ya şimdiye değin incelenen sabit sayıları inkar etmek yada doğ rudan kitlesel soykırımı inkar etmek için kulla nılmaktadır. ” İkinci gerici spekülasyon: “Kendin yaşamadığın” tüm gerçeği inkar etmek. “Bunun arkasında durun maksat, tek-tek kişile rin somut tecrübesinden bağımsız olarak, nesil den nesile verilen, tarihsel bir gerçeğin mevcut olduğu gerçeğini inkar etme çabası bulunmak tadır. Bu basit empriokiritzm ve pragmatizm, ta ki Nazi dönemindeki soykırımını inkar etme örneğinde olduğu gibi büyük bir etkisi bulun maktadır.” Üçüncü gerici spekülasyon: “Bilime zaten güven imkansız” olduğu için gerçeği tamamen inkar etmek. Olguların durumu hakkında sürdürülen bilimsel tartışma, bilimsel sonuçları bir . . . → Read More: Yalancıların "gerçeklik yoktur" şeklindeki felsefesine karşı yönelen Lenin'in "Materyalizm ve empriokritizm" adlı eserinin güncel anlımı üzerine:

2006 02

Alman Şövenist brun büyüklüğüne karşı

tr-bul-2006-02

Alman Şövenist brun büyüklüğüne karşı

Alman Şövenist brun büyüklüğüne karşı “Kapitalist sınıfı iktidarda tutan sihir” işçiler arasındaki bölünmedir (Marx) “1 Mayıs işçilerin enternasyonal mücadele günüdür! Dayanışma! Bu dayanışma sadece dünya çapındaki işçileri, salt alman emperyalizmi tarafından baskı altında tutulan ve sömürülen dünya halkları ile dayanışmayı kapsamaz, aksine, özellikle kendi yaşadığımız ülkedeki ezilenlerle de dayanışmayı içermek zorundadır. Burada pratik dayanışmanın objesi, özel baskılara maruz kalan ve daha çok sömürülen mültecileri, sezonluk işçileri ve göçmen işçileri kapsamaktadır.” Kapitalizm, işçiler arasındaki rekabete dayanmaktadır Bunun kaynağı ise, azami kar hırsıdır. Bu bağlamda, “alman burjuvazisi her aracı kullanarak sömürü yü katmerleştirmekte birlikte, elinde olan tüm imkanları kullanarak, işçiler arasındaki rekabeti kızıştırmaya çalışmaktadır.” Bildiri, bu rekabetin nasıl oluştuğunu ortaya koyarak, modern göçün kaynaklarını ortaya koymaktadır: “… böylelikle 90′lı yıllarda Doğu-Avrupa’dan, ama aynı zamanda Afrika’dan ve Asya’dan gelen bir göç kitlesi giderek çoğaldı. Alman emperyalizmi bu gelişmeleri bilinçli olarak kullanmaktadır: Yeni göçen işçiler, burada endüstriyel bir yedek ordu oluşturmaktadırlar ve en düşük ücretlerle çalışmaya ve en kötü iş koşullarını kabul etmeye zorlatılan bir kütle konumuna getirilmektedir.” Emperyalistler bu durumu, ücretleri düşürmek ve çalışma koşullarını giderek kötüleştirmek için kullanmaktadırlar. “Diğer taraftan alman emperyalizmi bu olguyu, “böl ve yönet” politikasına iktidarını daha da sağlamlaştırmak için, işçiler arasındaki bölün meyi körüklemekte; alman milliyetçiliği ve alman şovenizmini körükleyerek, özelliklede alman işçi lerini kendisine bağlamak istemektedir.” Bildirinin bu bölümü Lenin’in bir pasajıyla noktalanmaktadır: Ama sadece gericiler, bu halklar göçünün ilerici anlamı karşısında gözlerini kapatabilirler. Kapi talizmin gelişmesi olmadan, ve bu gelişmenin temeline dayanan bir sınıf mücadelesi olmaksı zın, kapitalist boyunduruktan kurtuluş mümkün olamaz. Kapitalizm, yöresel yaşamın kokuşmuş luğunu ve geri kalmışlığının . . . → Read More: Alman Şövenist brun büyüklüğüne karşı

2006 01

AEG, Liman, Gate Gourmet şirketleri:İşçilerin grevlerini destekleyelim!

tr-bul-2006-01

AEG, Liman, Gate Gourmet şirketleri:İşçilerin grevlerini destekleyelim!

AEG, Liman, Gate Gourmet şirketleri:İşçilerin grevlerini destekleyelim! “… AEG Nürnberg’teki işçşiler, Gate Gourmet’deki işçiler, Avrupa’nın birçok limanındaki işçşiler bir grev ve mücadele içindedirler. Ve sanayinin di ğer bölümlerinde de iyice belirgenleşmektedir ki, mücadele ve grevler yürütülmezse, sömürü iyice katmeleşecektir. Kendi mücadelerimizden ilerdeki mücadeler için maksimal derecede dersler çıkar tabilmek için, her mücadele ve her grev tanıtılmalı ve dayanışma içine girilmelidir. Bu mücadelede üç düşmana karşı karşıyayız: Kapitalister, Sendika bü rokratları ve kendi hatalarımız.” Bir yere gitmiyoruz! Burda kalmak için mücadele ediyoruz! İşçiler AEG Nürnberg’in kapatılmasına karşı mücadele yürütüyorlar Bildiri ilkin AEG Nürnberg’deki grev hakkında bilgi vermektedir. Nürberg’de yakınen 1700 arkadaş işletmenin kapatılmasına karşı mücadele yürütüyorlar. İG-Metal Yönetiminin uzlaşma önerisi: Kapitalistlere yaltanmak anlamına gelmektedir: İG-Metal yönetimi daha başlangıçta çok kapsamlı uzlaşma teklifinde bulunmuştu: “Planlanan 15 milyon € ‘tasasrufun’ 12 milyonu işçi ler tarafından karşılanacaktı. Buna karşılık ise işlet me 2010′a kadar kapatılmayacaktı.” Kapitalistelere verilen bu uzlaşma teklifi, 800 işyeri nin ortadan kalması anlamına geliyordu. Biz nafaka parası için değil, işyerlerimizin kurtarılması için grev yapıyoruz! 19.01.06 Tarihinde işletmenin % 96,35 grev için oy verdi. Hemen ertesi gün, işletmenin kurtarılması hedefiyle sınırsız grev başlatıltı. İşçi arkadaşlar ta başından itibaren büyük bir dayanışma ile karşılaştılar. “25.02.06 tarihinde Elektroluks’a bağlı Logistik ça lışanları greve katıldılar. Bu arkadaşlar yeni bir tarif anlaşmasının imzalanması için greve başladılar.” Yürüyüşler, dayanışma mesajları vs. şeklinde daya nışma biçimleri ile grevciler desteklendi. Liman işçileri çalışma koşullarının kötüleşmesine karşı başarılı bir biçimde mücadele yürüttüler Liman işçilerinin mücadelesi, Avrupa Parlamontosunun kararlaştırmayı planladığı “Liman servisi yönetmenliğine” karşı yönelmektekydi. Bu yönetmenlik liman işçilerinin çalışma koşullarını kötürleştirmeyi hedeflemekteydi. “16.01.06 Tarihinde . . . → Read More: AEG, Liman, Gate Gourmet şirketleri:İşçilerin grevlerini destekleyelim!

2005 01

Modern revizyonizm temel tehlike olmaya devam etmektedir ve edecektir!

"Bugün akla gelebilecek neredeyse her şey çıkıyor karşımıza:

Modern revizyonizm temel tehlike olmaya devam etmektedir ve edecektir!

Modern revizyonizm temel tehlike olmaya devam etmektedir ve edecektir! “Bugün akla gelebilecek neredeyse her şey çıkıyor karşımıza: FAU’nun bazı unsurları gibi kimi anarşist gruplar Stalin’i sa vunuyor (birdenbire ‘otonom’ komünistler beliriveriyor), ama proletarya diktatörlüğünü ve Komünist Partisi’ni red dedip sonra da Troçkist gruplarla ittifak kuruyorlar. MLPD gibi gruplar ise söylediklerinin komünist içeriğiyle tam ters orantılı şiddette, kulak tırmalayıcı bir gürültü çıkarıp sinir bozmakla kalmıyor, kabasaba ve milliyetçi bir üslupla (1949 öncesi Çin’de, mücadele yürüten yoksul emekçi kit leri için kullanıldığı şeklinde kullanarak) ‘halk’ üzerine tez ler ileri sürerek utanç verici bir şekilde Alman halkı’nın en berbat alışkanlıklarının kuyruğuna takılıyor, karnavallarda görülen bir şaklabanlıkla ‘Hellav MLPD’ diye bağırmaktan bile geri durmuyorlar. DKP ve ‘PDS Komünist Platformu’ gibi grupların yanısıra Doğu-KPD-’Kızıl Bayrak’ grubu da birdenbire ‘revizyonizm’den bahsetmeye başlıyor ama sanki Kruşçov, Brejnev, Ulbricht ve Honecker’le hiç ilişkileri olmamış gibi kendi kendilerini kast etmiyorlar bu terimle. Ve hepsi nasıl şu Alman devletine ve sınıf düşmanlarına karşı azçok ‘barışçıl yolu’ tutmuşsa, birbirlerine karşı da birdenbire pek ‘barışçıl’ oluvermiştir. ‘Yuvarlak masalar’da toplanmakta, ‘seçim ittifakları’ kuruvermekte ve ‘birlik’ yeminleri etmektedirler. Her şey böyle güzel bir barış havasına bürününce, aslında kendilerini ‘antirevizyonist’ sayan ‘Arbeiterbund’ veya KPD-’Roter Morgen’ gibi daha birçok grup da şimdiye kadar revizyonizm hakkında söylenmiş şeyleri unutuyor, komünist bir program ve stra teji olmaksızın ‘komünist birliği’ni kurmaya kalkışıyorlar.” Bildirideki tezler aşağıda kısaltılmadan aktarılmıştır. Modern revizyonizme karşı tezler I. Modern revizyonizmin başlangıç evresi ve ilk biçimleri ♦ Marx ve Engels’ten beri komünist hareketin tarihi aynı zamanda oportünist akımlara karşı mücadelenin tarihidir. Marx ve Engels zamanında Bakunin ve Proudhon’dan Lasalle ve . . . → Read More: Modern revizyonizm temel tehlike olmaya devam etmektedir ve edecektir!

2004 04

Opel'deki grev ve grev kırıcılığı üzerine:

tr-bul-2004-04

Opel'deki grev ve grev kırıcılığı üzerine:

Opel’deki grev ve grev kırıcılığı üzerine: İkili Ders “Bochum’daki Opel fabrikası işçileri,kitle halinde işten çıkarılma tehlikesi karşısında 14.10,2004′ten 21.10.2004′e kadar grev yaptı. Bu grev sendika yönetiminin desteğiyle değil tersine ona rağmen başlatılmış ve uygulanmıştır. İG-Metali yönetimi ve Opel işçi temsilcileri, daha en başından itibaren işçilerin bağımsızca yürüttüğü grev eylemlerine karşı çıkmışlardı. Schartaulu politikacılarla birlikte Clement’ten Schröder’e uzanan zincire katılarak fabrikanın grev yüzünden tümüyle kapanacağı kor kusunu yaymaya çalıştılar Opel işçileri ise bunun yanı sıra kapitalistlerin tazminat isteme ve süresiz işten çıkartma tehditleriyle yürüttüğü yıldırma çabalarına da direnmeyi başardı. İşçi temsilciliği komisyonlarında işçi aristokrasisi tarafından girişilen tüm bölme çabalarına rağmen grev yedi gün boyunca başarıyla sürdürüldü ve ancak 21.10. günü, işçi aristokrasisinin kapitalistlerle işbirliği halinde yaptığı müdahale ve demokratikolmayan bir oylama sonucunda kırılabildi. Apaçık birbirinin karşısına dikilmiş iki gerçeği görüy oruz burada: Bir yandan grev, bağımsızca mücadele veren işçilerin büyük gücünü ortaya koymuştur. Diğer yandan, kapitalistlerin hizmetindeki sendika yönetiminin ve bu yönetimin denetlediği aygıtların muazzam bir gevşetici, yatıştırıcı güce sahip olduğu da açıkça görülmüştür.” OpeFin Avrupa’da toplam 12.000 işçi çıkaracağı ve bunun 3.500 ünün Bochum’dan olacağı duyulduktan sonra, Bochum’da yaklaşık 3.000 işçi Alman çalışma yasasına göre legal olmayam bir grev başlatmıştı. Sendika ağaları, politikacılar ve işçi aristokrasisi greve karşı “Daha ilk günden itibaren grevcilerin karşısına sendika yöneticileri, politikacılar ve işçi temsilciliği bürokratlarından oluşan yekpare bir cephe çıkmıştı. Bunların hepsi de aynı fikirdeydi: Ne olursa olsun, fa brikada çalışma devam etmeliydi.” Grevci arkadaşlarımız ile dayanışma “Dayanışma … çok güçlü… öncelikle yakın çevrenin desteği var… okul öğrencileri sınıf halinde ziyarete geliyorlar… Ama başka işyerlerinden ve branşlardan meslektaşlar . . . → Read More: Opel'deki grev ve grev kırıcılığı üzerine:

2004 02

Alman emperyalizminin ilerleyişine karşı mücadele edelim! Alman şovenizmiyle mücadele edelim!

"Bu yd 1 Mayıs'ta sekiz doğu ve güneydoğu Avrupa ülkesi (Estonya, Letonya, Litvarıya, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Macaristan) ile Malta ve Kıbrıs Avrupa Birliğine katılıyor.

Alman emperyalizminin ilerleyişine karşı mücadele edelim! Alman şovenizmiyle mücadele edelim!

Alman emperyalizminin ilerleyişine karşı mücadele edelim! Alman şovenizmiyle mücadele edelim! “Bu yd 1 Mayıs’ta sekiz doğu ve güneydoğu Avrupa ülkesi (Estonya, Letonya, Litvarıya, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Macaristan) ile Malta ve Kıbrıs Avrupa Birliğine katılıyor. Böylece AB’de on ülke daha yer almış olacak. Avrupa’nın egemen güçlerinin AB genişleme tarihini 1 Mayıs olarak belirlemesi, yani işçi sınıfının uluslararası mücadele gününe denk getirmesi hem Almanya’da hem de diğer AB ülkelerindeki emekçi kitielere ve işçilere yöneltilmiş bir kışkırtmadır. AB ülkelerinde 20 milyon kişi işsiz durumdayken, yoksulluk giderek artıp yayılmaktayken ve emekçi kitlelerin çalışma ve yaşam koşullan alabildiğine kötüleşmekteyken, ‘Birleşik Avrupa adındaki emperyalist projenin Avrupalı egemen güçler tarafından emekçi kitlelerin temel sosyal çıkarlarına karşı ve yine onların sırtından yürütüldüğü apaçık ortadadır. Son aylarda Alman emperyalizminin parti, temsüci ve propagandacıları yayın kuruluşlarından bir hayli yararlanarak, AB Doğu Genişlemesi ve Avrupa Anayasası tartışmaları bağlamında ‘Birleşik Avrupa’ projesini Alman şovenizminin de yardımıyla biraz daha Üerletmeyi başarmışlardır. Amaçları, Alman emperyalizmi, militarizmi ve intikamcüığımn egemenlik planlarını gözlerden gizlemek, hatta belki az veya çok açık bir şekilde haklı göstermektir. İki dünya savaşında da hedeflerine ulaşamayan Alman emperya lizmi, şimdi yeniden bu eski hedefleri gerçekleş tirmek peşindedir: Avrupa’ya egemen olmak ve bunu dünya egemenliği planlarının tayin edici adımı yapmak.” Bildiride önce Alman emperyalizminin “dün ya egemenliğini hazırlama ve ilerletme için üçün cü girişimi” çoktan başlatmış bulunduğu ortaya konmaktadır. Ne var ki, sömürünün şiddetlen mesi yüzünden Almanya’da da büyük grevler ve kitle mücadeleleri başlayacaktır. Alman em peryalizmi buna karşı hazırlıklarım yapmıştır: “Askeri örgüt ve polis, öncelikle ‘terörizmle mü cadele’ kisvesi altında, daha da büyütülüp güç lendirilmektedir. . . . → Read More: Alman emperyalizminin ilerleyişine karşı mücadele edelim! Alman şovenizmiyle mücadele edelim!

2004 01

Caniane Alman üstün insan ideolojisine karşı savaşalım:

tr-bul-2004-01

Caniane Alman üstün insan ideolojisine karşı savaşalım:

Caniane Alman üstün insan ideolojisine karşı savaşalım: Almanya’da koyu ten rengine sahip insanlara yönelik Nazi terörüne ve ayrımcılığa karşı “Alman üstün insan ideolojisi çeşitli boyutlara sahiptir. Almanya’da yaşayan bazı gruplar belli bir keyfilikle soyutlanıp teşhir ediliyor, hedef yapılıp üzerlerine saldırılıyor. Bazen çingene karşıtlığının, yani Sinti ve Roma ‘ya duyulan düşmanlığın ağırlık kazandığı olur (örneğin 1992′de Rostock’ta). Sonra yeniden antisemitik kalıplar, yani Yahudi düşmanlığı öne çıkıverir (örneğin VValser’in 1998 ‘deki konuşması ; 2002′deki Möllemann tartışmaları; 1995′te Lübeck’te, 2000′de Düsseldorf’ta girişilen antisemitik saldırılar). Ardından da belki Arap ülkelerinden insanlara karşı her zaman hizmete hazır (Hıristiyan-Batr kartı oynanacak (bugünkü ‘başörtüsü tartışması’ndaolduğu gibi), belki koyu cilt rengine sahip insanlara karşı klasik şovenist sömürge ırkçılığı güdülecek (örneğin 1991 ‘de Hoyerswerda ‘da veya 1996 ‘da Lübeck’te) belki de sığınmacılara (1992 ‘de Mannheim-Schönau (da) ya da ‘her türlü yabancıya’ (1992 ‘de Mölln ‘de) karşı saldırıya geçilecektir. Birkaç yıl önce CSU’nun Stoiber’i ‘ırkların karma karşık olduğu toplum’a karşı çıkmayı parola haline getirmişti (göründüğü kadarıyla kariyeri bundan dolayı hiç zarara uğramış değildir). Bugün ise Almanya’daki Naziler sokak ortasında işledikleri cinayetlerle ve kundakçılık eylemleriyle, koyu tenli insanları özellikle hedef seçtiklerini çoktandır belli etmiş bulunuyor.” Almanya’da derinlere kök salmış ilkel bir “gündelik ırkçılnV’ilekoyutenliinsanlarakarşıdevletinuyguladığı ayrımcılık ve Nazi terörü yanyana yürümektedir. “Irkçı argümanları tek tek ele alıp çürütmeye kalkışmak bile, mantıksal argümanlar sayesinde kafalardaki ırkçı-milliyetçi Alman ‘üstün insan’ anlayışında herhangi bir değişiklik yapılabileceği varsayımına kapılıp tuzağa düşmek olur. Şunu baştan söyleyelim: Irkçılığa karşı mücadelede bir an olsun mantıksal ve akli argümanlardan vazgeçmemiz sözkonusu değildir. Ama asıl önemli olan, argümantatif bir hesaplaşmaya hazır ve açık olunmasını sağlamak gerektiğidir. . . . → Read More: Caniane Alman üstün insan ideolojisine karşı savaşalım:

2003 04

Bolivyalı emekçi ve sömürülen kitlelerin mücadelesiyle dayanışma!

tr-bul-2003-04

Bolivyalı emekçi ve sömürülen kitlelerin mücadelesiyle dayanışma!

Bolivyalı emekçi ve sömürülen kitlelerin mücadelesiyle dayanışma! “Bolivyalı emekçi ve sömürülen kideler bu yıl İçin de bir kez daha ve öncekinden de büyük bir şiddet le savaşçı, militan ve kısmen de sHatdı bîr şekilde harekete geçti. Tüm ülkede emperyalizmin, özel likle de ABD emperyalizminin ve ülke kaynak larım emperyalist efendilerinin çıkarlarına peşkeş çeken yerli egemen sınıfların sömürü ve baskısına karşı ayaklandılar. Polis ve askere karşı dört hafta süren, 70 kişinin öldürüldüğü sokak savaşlarından sonra, devlet başkanım devirmeyi başardılar. Tabii şimdi ‘huzur ve düzen’in geri gelmesi isteniyor. Ne var ki, başta maden İşçileri olmak üzere Bolivya’nın sömürülen İadeleri on yıllardan beri militanca ve kısmen sUahlı bir mücadele geleneğine sahiptir. Ne terör ve baskıyla ne de reformist uyutmacalar veya milliyetçi lafazanlıklarla mücadele yolundan saptırılamayacaklaruu geçmişte de kanıtlamışlar dır. Maden ocaklarındaki kalay işçileri, kentlerdeki fabrika işçileri, kırsal alan emekçileri, ovaların ve And bölgesinin yoksul köylüleri, üniversite Öğren cileri, yoksullaşmış emekliler ve yoksul mahalle lerinin hiçbir gelir kaynağı bulunmayan sakinleri hem emperyalizmin sömürü ve baskısına karşı an~ tiemperyalist savaşta birleşmiştir, hem de Aymara ve Quechua halkları olarak ulusal baskı ve ayrımcı lığa karşı mücadeleyi sürdürmektedir.” Bundan sonra bildiride güncel mücadeleler kısaca tanıtılarak dört noktaya açıklık getirilmektedir: “Tüm dünyadaki devrimci güçlerin mücadelesi ne göstermiştir? Ayaklanmacıların planına göre … La Paz tam bir kuşatma altına alınarak dış dünyadan yautılmalıy dı. Orduya karşı ustaca uyguladıkları bir yıpratma taktiği sayesinde bu hedefe ulaşmayı başardılar. … Böyle güçlü ve etkili olabilmenin temelinde emek çi ve sömürülen kitlelerin geniş bir birlik oluştur ması yatıyordu…. Büyük bir kahramanlıkla … Bolivyalı emekçi ve sömürülen kitleleler dünyanın . . . → Read More: Bolivyalı emekçi ve sömürülen kitlelerin mücadelesiyle dayanışma!

2003 03

Alman emperyalizmi polis organi, Zwickel'lerle ve "Bild" gibi yayın organlarının desteğiyle işçi hareketine karşı faşistleştirme sürecini hızlandırıyor?

IG-Metall yönetiminin kendi tüzüklerini ihlal etti: Genel oylamaya gitmeden grevin yarıdakesifmesi!

Alman emperyalizmi polis organi, Zwickel'lerle ve "Bild" gibi yayın organlarının desteğiyle işçi hareketine karşı faşistleştirme sürecini hızlandırıyor?

Alman emperyalizmi polis organi, Zwickel’lerle ve “Bild” gibi yayın organlarının desteğiyle işçi hareketine karşı faşistleştirme sürecini hızlandırıyor? IG-Metall yönetiminin kendi tüzüklerini ihlal etti: Genel oylamaya gitmeden grevin yarıdakesifmesi! “1.6.2003 ‘ten 28.6.2003 ‘e kadar tam dört hafta boyunca Saksonya, Brandenburg ve Berlin (Doğu) toplu sözleşme bölgelerindeki metal ve elektronik sanayii işçileri haftada 35 saatlik çalışma süresi ve mevcut ücret anlaşmalarının devam ettirilmesi için greve gitmişti. Demir çelik sanayii işçilerinin aynı döneme rastlayan grevi de bir hafta sürdü. Almanya’da eşit işe eşit ücreti amaçlayan bu haklı mücadelenin zamanı çoktan gelmiş bulunuyordu. Yeni eyaletler olarak anılan bölgelerde aynı işi yapan emekçilerin yüzde 8,6 oranında daha düşük ücret almasına artık son verilmeliydi. Çünkü bu İşçiler 38 saat çalıştıkları halde, 35 saat çalışan Batı ‘daki meslektaşlarıyla aynı ücreti almaktaydı. Grevci işçiler baştan İtibaren hem kapitalist kuruluşların hem de Berlînlİ politikacılar ve burjuva medyasının kışkırtma kampanyalarıyla karşı karşıya kaldılar. ‘Almanlar neredeyse 400 saat eksik çalışıyor’, ‘bölge ölüme sürüklenmekte’, ‘IG-Metall ‘in ardındaki kan izleri’ türünden kışkırtıcı çığırtkanlıklarla grev cephesi parçalanmaya çalışıldı. 28.6.03 günü sonuçsuz kalmış bir pazarlık görüşmesinin ardından IG-Metall başkanı Zwickel basının karşısına çıkıp grevdeki işçileri tam bir şaşkınlığa uğratarak ve zaten çok kısıtlı olan sendika İçi demokratik kuralları ayaklar altına alarak (IGMetall tüzüğüne göre bir grevin yarıda kesilmesi ancak genel oylamayla mümkündür) sendikanın teslim olduğunu açıkladı: Grev başarısız olmuş ve sona erdirilmişti. Burjuva medyasının yeni bir nitelik kazanmış kışkırtma kampanyası, işi ücret mücadelesinin derhal kesilmesini istemeye kadar vardıran burjuva politikacılarının yoğun müdahaleleri, Batı Almanya otomotiv sanayiinde İşçi temsilciliklerini ele geçirmiş derebeylerinin işbirliği ve Zwickel’in IG-Metall yönetimince sonradan onaylanacak antidemokratik . . . → Read More: Alman emperyalizmi polis organi, Zwickel'lerle ve "Bild" gibi yayın organlarının desteğiyle işçi hareketine karşı faşistleştirme sürecini hızlandırıyor?

2003 02

5 Mart 1953:Yoldaş Stalin 50 yıl önce ölmüştü. Stalin'i Almanya'da savunalım!

tr-bul-2003-02

5 Mart 1953:Yoldaş Stalin 50 yıl önce ölmüştü. Stalin'i Almanya'da savunalım!

5 Mart 1953:Yoldaş Stalin 50 yıl önce ölmüştü. Stalin’i Almanya’da savunalım! “Stalin ‘İ Almanya ‘da savunanlar -hafif bir deyişle söylersek- bİrsorunla karşı karşıyadır. Daha doğrusu birçok sorunla! Stalin hakkında olumlu konuşan biri burjuva partilerinden revizyonistlere, Troçkist ve Anarşistler ‘e kadar tüm tepkici güçleri kapsayan devasa bir koalisyon bulur karşısında. Buna bir de kocaman bir kavrayış sizlik ve bilgisizlik dağı eklenir. Her şeyden önce,tartışma götürmeyen sapasağlam bir olgu var ortada: Sosyalist Sovyetler Birliği Stalin ‘İn gösterdiği yolda İlerleyerek Nazi Almanyası ‘nın yenilgiye uğratılmasında başrolü oynamıştır. Sırf bu bile, Nazi faşizminden nefret eden tüm demokrat güçlerin şükran ve dayanışma duygularıyla harekete geçip neden Stalin ‘in böyle bir iftira yağmuruna tutulduğu konusunu ciddi olarak ele alması İçîn yeterli nedendir. Açık ve yadsınamaz bir başka gerçek de, bilimsel sosyalizmin bir kuramcısı olan Stalin ‘in temel öneme sahip ve İsteyen herkesin incelemesine açık eserler yazmış ve neredeyse 30 yıl boyunca hem sosyalist Sovyetler Birliği ‘nin hem de dünya komünist hareketinin doruğunda yer alıp bunları etkilemiş olmasıdır.” Nazi Almanyası karşısında kazanılan zaferle ilgili olarak bildiride şunlar belirtilmektedir: “Stalin görsel bir anlatımla söylersek, Hitler’in boynunu kırmıştı. … Stali’i Almanya ‘da savunmak, aynı zamanda Potsdam Anlaşması’nı da demokratik bîr belge olarak savunmak ve nasıl ihlal edimiş olduğunu teşhir etmek demektir. Stalin birkaç onyıl içinde Alman emperyalizminin yeniden güçleneceğini ve Alman militarizminin başını yeniden kaldırıp dünyayı yeni emperyalist savaşlarla tehdit edeceğini açıkça görmüştü…” Bildiri metninde Staimi savunmanın aynı zamanda onun eldeki tüm eserlerini araştırmak anlamına geleceği açıklanmaktadır. Stalinin ölümünden sonra olanlar ve SBKP 20, Kongresini izleyen gelişmeler hakkında şunlar belirtilmiştir: “Stalin ‘in SBKP . . . → Read More: 5 Mart 1953:Yoldaş Stalin 50 yıl önce ölmüştü. Stalin'i Almanya'da savunalım!

2003 01

20 Mart 2003: ABD ve İngiliz uçakları Irak'ı bombaladı!

20 Mart 2003 tarihinde GDS'in, Irak'a karşı başlatılan savaş hakkındaki yayımlanan açıklamasını burda olduğu gibi aktarıyoruz:

20 Mart 2003: ABD ve İngiliz uçakları Irak'ı bombaladı!

20 Mart 2003: ABD ve İngiliz uçakları Irak’ı bombaladı! 20 Mart 2003 tarihinde GDS’in, Irak’a karşı başlatılan savaş hakkındaki yayımlanan açıklamasını burda olduğu gibi aktarıyoruz: Yakın Doğu’daki ABD saldırganlığı ve Alman emperyalizminin taktikleri karşısında tavrımız. ABD’nin Irak’a saldırısına karşı mücadele edelim! Aylar boyunca 250.000′den fazla askeri harekete geçiren dünyanın en büyük emperyalist gücü ABD, İngiliz emperyalizmi ile birlikte 20 Mart 2003′te Irak’ı bombalamaya başladı. Dev bir cinayet makinesi olan askerî gücünü bu ülkenin işgali için seferber etti. ABD ve İngiliz emperyalizmi tarafından Irak’a karşı girişilen bu savaş politik, ekonomik ve stratejik çıkarları koruyup genişletmeyi hedefleyen gerici ve haksız bir savaştır. Dİğer emperyalist güçlerin de bütün derdi kendi kâr ve çıkarlarından, bölgedeki güçlerinden başka bir şey değildir. İrak’ın sömürülen emekçi kitlelerinin ve Irak’ta yaşayan halkların acısını korkunç boyutlara vardıran bu savaş hiç tereddüte düşmeden emperyalist saldırganlık olarak teşhir edilmeli ve savaşa karşı mücadele verilmelidir. Protestoların ağırlık noktasını Irak’ı barbarca bombalayan emperyalizmin bu cinayetlerine yöneltmek, emperyalist sistemin yarattığı alabildiğine gerici bir rejim olan cani Saddam Hüseyin rejimine yakınlık duymak anlamına kesinlikle gelmez. Gerçekten de bir eşiğe, giderek keskinleşen uluslararası durumda yeni bir aşamaya işaret eden bu savaş bütün dünyada dramatik etki ve sonuçlara yol açmaktadır. Emperyalist güçlerin arasında, özellikle de en büyük olanlarımın arasında bu savaşla ilgili olarak ayrılıklar bulunması, bölgeye ve tüm dünyaya egemen olabilmek İçin aralarında sürüp giden mücadelenin ne kadar keskinleştiğinin göstergesidir. Yaşanmakta olan, etki ve çıkar alanlarının yeniden paylaşımı için sürdürülen sert bir savaştır. Özellikle, emperyalist ekonomi açısından büyük Önem taşıyan petrol gibi hammadde kaynakları askeri müdahale ve işgal yoluyla emperyalist rakiplere . . . → Read More: 20 Mart 2003: ABD ve İngiliz uçakları Irak'ı bombaladı!

Page 3 of 41234